Kudsiyet Atfedilen Şehir; "KUDÜS..."

“Genişçe bir yolda ilerliyorum, belki bir sokak, belki bir cadde… ama hüzünlü, ama yorgun bir kentin eskimiş yüzü, aşikar olan bu… yanımda kim var bilmiyorum, yolun sonu nereye çıkar tahayyül edemiyorum. Sonra yol bitiyor genişçe bir alanda, karşıma tarihe meydan okuyan, her dem tazeliğini koruyan o muazzam yapı çıkıyor. Kubbe’tüs-sahra güneş gibi parlıyor, gözleri kamaştıran nur şuleleri saçıyor. İşte yanı başında Mescid-i Aksa duruyor, ben duruyorum, zaman duruyor, dünya duruyor… “sonunda” diyorum “işte üç mescidin üçüncüsündeyim sonunda”. Nasıl geldim bilmiyorum. Allah Rasulü nasıl gittiyse öyle belki…” Bunca yazılanlardan Kudüs’e gitmiş olduğum düşünülebilir. Hayır, ben hayatımda hiç Kudüs’e gitmedim, Mescid-i Aksa’yı, Kubbe’tüssahra’yı, o geniş eski sokağı hiç görmedim. Görmedim demek ne kadar doğru olur bilmiyorum, çünkü yazılanlar yalnızca bir rüyanın anlatımı…
Hiçbir duyarlı Müslüman yoktur ki, ta içinde bi yerlerde vatan hasreti gibi yüreğinin en derininde sızlayan bir Kudüs hasreti barındırmasın. Hiçbir duyarlı insan yoktur ki Filistin ve intifada deyince zihninde direnişin en şanlısı canlanırken kendi dili ve dinince dua etmesin.
Kudüs… Kudsiyeti adına sirayet eden, Doğuş kilisesiyle Hristiyanlar, Süleyman mabedi ile Yahudiler, Mescid-i Aksa ile biz Müslümanlar için önem taşıyan, üç semavi dinin kudsiyet atfettiği şehir Kudüs… Müslümanların ilk kıblesi, Mirac hadisesinin tanığı ve dünyadan ukbaya giden yolun kapısı. Değerlerin odağında olunca bir o kadar paylaşılamayası… yüzyıllardır işte bu sebepten savaşa aşina insanları… bir Haçlı seferlerine muhatap oluşu, bir Selahattin Eyyubi’nin önderliğinde şanlı bir fethe sahne oluşu… işte en son Siyonist işgaliyle hem hal oluşu. Uğruna canını feda edecek delikanlıların çarpışmasına sebep olan dünya güzeli bir gelin gibidir Kudüs, soylu, cazibeli ve alımlı… Ödenecek her bedele değerdir, velhasıl o Kudüs’tür, paha biçilemezdir, hiçbir bedel mizanda Kudüs’e denk gelmezdir.
(Kendimizce yaptığımız bu yetersiz tasvire aldanıp, Kudüs’ün üç beş satırda tanımlanabilecek bir kısırlıkta olduğu vehmine kapılmamanız, gözümüzün görmediği, dilimizin kalemimize kalbimizden hükmettiği bu aciz, bu tanımsız tanımdaki eksikliklerin tarafımıza atfedilmesi dileğiyle.)
Bunca Kudüs tanımının ardından, işgal altındaki günümüz Kudüs’ünde, kutsallarımıza saldıran Siyonist İsrail terör devletinin en güncel saldırısı (ama son değil) kazı çalışması adı altında Mescid-i Aksa’yı yıkma girişimi… 3. intifadayı tetikleyebilecek böyle bir girişim Siyonistlerin sonunu çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramayacağına, bizlere Kitabullah’ta fil ordusuyla Ebrehe’yi ve ebabilleri örnek veren Rabbimize olan imanımız nisbetinde inanıyoruz. Beyt’ini koruyan Rab, Rasulünün Beytullah’la bereaber zikrettiği iki mescidden biri olan Mescid-i Aksa’yı da koruyacaktır muhakkak. Kaldı ki Filistin'in Ebabilleri Siyonist İsrail’in fil ordusunu birinci intifadadan beri taşlamaktadır.
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?
2- Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?
3- Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.
4- Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı.
5- Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.
Mescid-i Aksa’nın yıkılma girişimini ve Siyonist İsrail’in işgalini Filistinin iç meselesi gören at gözlüklü, tarih bilgisi ve ümmet bilinci zayıf şahsiyetlerin (içimizdeki beyinsizler) yazıp çizdiklerini görüyoruz. Mekke, Medine, İstanbul kadar bizim (bizden) olan, değerleri değerlerimiz, insanları insanlarımız, ölenleri şehitlerimiz, kalanları kardeşlerimiz, mabedleri mabedlerimiz olan şehri bize ötekileştirmeye çalışanlara bir çift laf “KUDÜS BİZİM ŞEHRİMİZ!”

0 yorum yazılmıştır